28 Ekim 2012 Pazar

Nostaljik Tramvay


   Eminimki çoğumuz böyle yanyana onları görememiş olsak da Taksimde geçerken sesini duyduğumuz veya önünden kaçtığımız olur.Hatırlıyorum da ilk kez İstiklal Caddesinde gezmeye gittiğimde çok ufaktım ve aklım tramvay dendiğinde oluşan imge Kabataş-Sultanahmet arasında kullandığım metronun üstten gideni diye ezberlediğim ulaşım aracıydı.Bu tarihi eserin güzelim caddede ne işi var derken yılların geçmesi ve olgunlaşma sürecine girmemle beraber belleğimde tatlı bir doku oluşturduğunu anladım.
   Hepimiz bir kez de olsa İstanbulda bu ulaşımı tercih etmişizdir.Eğer etmediyseniz geç değil ama bence elinizi çabuk tutun.Karaköy'den Füniküler ile Taksim'e geçilir daha doğrusu nerdeyse Şişhane'nin ordan Galatasaray Lisesine doğru yürünülecektir ve biraz da vakit varsa Taksim-Tünel denen en nostaljik tramvayı tercih etmek için mükemmel bir fırsattır.Evet binersiniz ve içi genelde dopdolu olur ama bir keyfi vardır.Zaman makinesi gibi gelir size içinde olmak geçmişte gelecekten bir manzaraya bakmak gibidir ama insan işte geçmişi daima geleceğe tercih eder.İster evrimimizden diyelim istersek de yaratılıştan diyelim insan eski alışkanlığını her zaman arar.
   Zaten hareketli bir caddedesinizdir.Her an bambaşka çehreler ve bambaşka fikirlerle yanyana ilerlersiniz ve kavga etmenz için bir sebep yoktur.Adeta sınırları olmayan bir dünyadaki farklı unsurların bir arada huzur içinde yaşadığı yerdesinizdir.Yağmur yağıyorsa ve yanınızda sevdiceğiniz de varsa o an o caddede yürümek paha biçilemezdir ama bundan iyisi o an nostaljk tramvayın içinde huzurla o caddede anın tadına vararak ve sevdiğinizin elinde ısınarak camdan dışarıyı izlemektir.Bazen daha şanslı bir an gelir ve dışarıda tatlı bir kar yağar.İşte o an sokak sanatçısı denilen fotoğrafçının sanat yapma vaktidir.Çünkü nostaljik tramvayın üstünde ve yolundaki karlar adeta bir terzinin elindeki şık bir entari gibi tramvayı işler ve sanatçı en güzel anı yakalamak ister.O anlardan birinde çekilen bir fotoğrafı görürsünüz internette veya bir yerlerde ve nostaljik tramvaylar sizin fotoğraf çekmeye meyilli tarafınızı adeta kışkırtır.


   İşte o andır sizi Taksim'e çeken o soğukta karda kışta aldırmadan elinizde yüksek çözünürlü bir fotoğraf makinesi veya telefon ile sizi oraya götüren.Çünkü bu hoş manzara karşısında kayıtsız kalamaz insan.Bunlar bizlerin genellikle hissettikleri ama çoğunlukla dile getiremediği şeylerdir.Birçok zamansa bunların hiçbirini düşünmez ve caddedeki insanları bile farketmeden yolumuza gideriz çünkü iş/okul hayatımızı kaplar ve yorgun düşmüşüzdür.
   Unutmamak gerekirki sadece Taksim-Tünel hattına sahip değilizdir ve bu yüzden de şanslıyızdırki Kadıköy-Moda Hattı da bizler için gidip görülmeye değer olan bir gezintiyi sağlar.Özellikle Anadolu Yakasında bulunmaktan hoşlanıyor ve tarihi dokuları görmekten zevk alıyorsanız önce Haydarpaşa Garı'nı gezin ve hemen ardından hiç beklemeyin ve tramvayın tadına varın; çünkü sıkılgan ve nostaljiden zevk almayan robot nesilleri yetiştirmek için çabalayan bir topluma dönüştük ve bu güzellikler daha ne kadar devam edebilir kimse tahmin edemez.
   Sakın Anadolu Yakasında oturmanıza rağmen T3 hattına binmeden gözlerinizi hayata yummayın ve sakın sevgilinizle ilk kez orada gözgöze gelmeden ve vapurla karşı kıyıya yolculuk etmeden onu sevdiğinizi düşünmeyin.




Nostaljik tramvayın detayları internette mevcuttur ama sizler için bir derlemeyi daha uygun gördüm :
"Ülkemizde hizmet vermekte olan Nostaljik Tramvaylar’a örnek olarak 37 yıl aradan sonra tekrar hizmete giren Kadıköy-Moda Tramvayı’nı ve Beyoğlu'ndaki Tünel-Taksim Tramvayı'nı gösterebiliriz. Bu tramvaylara ait bazı bilgiler şöyledir:
1 Kasım 2003 tarihinde hizmete giren Kadıköy-Moda Tramvayı'nda 2.6 km'lik sistemde 10 istasyon yer almaktadır. 4 adet tramvay aracının çalıştığı Kadıköy-Moda tramvayı; Kadıköy meydanından hareket edip, otobüs özel yolu ve Bahariye Caddesi'ni takip ederek Moda Caddesi üzerinden tekrar Kadıköy Meydanı'na gelmektedir.
Hat uzunluğu: 2.6 km
İstasyon sayısı: 10
Araç sayısı: 4
Tur süresi 205 dakika
İşletme saatleri: 07:00 / 20:00
Günlük yolcu sayısı: 2.000 (gün)
Günlük sefer sayısı: 81
1990 yılının sonlarında Tünel-Taksim arasında tarihi tramvay tekrar işletmeye alınmış olup halen 3 motris (çekici), 2 vagon ile 1640 m'lik hat üzerinde turistik bir işlev görmesinin yanında yılda 14.600 sefer ve 23.944 km yaparak günlük ortalama 6,000 yolcu taşımaktadır."[Kaynak :http://tr.wikipedia.org/wiki/Nostaljik_tramvay]

Hayatın farkına varamayacak kadar meşguliyet ve yorgunluk hissetmiyeceğimiz günler dileğiyle...



26 Ekim 2012 Cuma

Metrobus Soforu Olmak



   Meşaketli yollardan geçmek gerekir metrobüse şoför olabilmek için.Kendini bilmek gerekir.Sürü gibi biriken insanlara yanaşırken heyacanını bastırmak gerekir.İşi biraz maddelere dökersek daha yararlı olacak dye düşünüyorum.Metrobüs şoförü olmak demek :
  • Bi dk şoför bey dendiğinde, " Bu otobüs değil hemşerim yok bi dakka" diyebilmektir.
  • "Eyvah şoför bey durağı geçtiniz inmem lazım Şoföööörrrr Beyyy" dendiğinde, "Bekle canım ileriki durakta inersin heryer düğme bassaydın" diyebilmektir.
  • Metrobüs buz tutan yolda azcık gidemediğinde veya zorlandığında "hadi kardeşim inin aşağı deyip" en az 100 yolcuyu aşağıya indirmek demektir.
  • Köprüyü geçerken en sağ şeritten gidip otomatik vitesin tadına varmaya hazır olmak demektir.
  • Metrobüs Şoförü olmak demek 7/24 çalışıp şampiyonluk günlerinde camın çerçevinin inmesine aldırmadan yola devam edebilmek demektir.
  • Aktarma duraklarında şef emretmediği sürece yolcuyu araca alamamak demektir.
  • Amca/Teyze'ye bir daha basmaması gerektiğini hatırlamatmak demektir.
  • 200 yolcu kapasiteli aracı 300 belki de 400 kişiyle sürebilmek yokuşta motoru bağırtırak yoluna devam edebilmek demektir.
  • Gece geç saatlerde kafası milyon ergenlerle uğraşmayacak kadar işine sarılan adam demektir.
  • Konser olan gecelerde yolcuların sevinç çığlıklarını ve acayip yoğunluğa katlanabilmek demektir.
   Kısacası metrobüs şoförü olabilmek demek İstanbulun içinde İstanbul'u arzulamadan umursamadan kendini sadece direksiyona ve duraklara adayabilen insan demektir.Sabır taşı olsa çatlardı dediğimiz anlarda dayanabilmek demektir.En önemlisi de her seferinde kapıyı yolcunun olmadığı yerde açıp koşturmasını bilen demektir.

Uzun lafın kısası her an lanet ettiğimiz ama durup şükrettiğimiz metrobüslerde çileden çıkıp içi sıklanlar yalnızca bizler değiliz hatırlatmak istedik.Heleki ulaşımın yarı yarıya ucuzladığı özel günlerdeki izdahımı da unutmayın.

1990-2000 arası I.E.T.T


   Eminim 90 doğumlu herkesin hafızasında Macar Otobüsleri büyük bir yer kaplar.Gerek o ağır gürültülü motor sesi, gerekse de yolcu binmeden ısınamaması.Herkesin hafızasında bir yer kaplamıştır.
   Macar otobüsleriyle başlayan lise maceralarımın ilk yılı derinden sarsıcı(üşütücü) geçti.Oturacak yer bulmak aşkına erkenden çıktığınız durakta üşümeniz mi dersiniz yoksa bindiğinzde aracın tüm koltuklarının soğuk ve şoförün de nerdeyse şapka takacağı gerçeğiyle yüzleşmenize mi yanarsınız ama herşeye rağmen ayaktaki yolcuların binmesiyle beraber ısınan otobüs adeta yuva gibidir.Motor sesi evli erkekler için birer kadın dırdırını hissettirir ve evlerindeki kadar rahat uyurlar.Biz öğrencilerde ergenliğin verdiği bir etkiyle yükses sesle müzik dinler ve kimseyi rahatsız edemeyiz; çünkü bunu otobüs motoru çoktan halletmiştir.Hele Şişhane yokuşunu çıkamamaları ve körüklülerinin muhakkak lastiğinin patlamalarıyla ünlenmiş otobüslerde ilk kez hayata böyle atılırsınız işte.
   Ardından yıllar ilerler bir tv dizisinde Almanyadaki abimiz yeşil otobüslerin garajında işçidir.Vay arkadaş ne zengin bir marka dersiniz, üzülürsünüz ama bir süre sonra o otobüsler artık burdadır.Metro gibi ses çıkaran kaygan koltukları olan ama sıcacık kaloriferi ile cennet gibidir.Şoför abinin karizmasından geçilmez, boru mu otomatik vites kullanıyordur artık.İstese alamayacağı sürüş konforuna kavuşur.Yetinilmez birde bu araçların bazısına klima takılır.Özel sosyetik hatlarda da olsa denemek için oralara gider otobüse binersiniz.Sonuçta aktarmanın bedava, aylık akbilinde sınırsız olduğu yıllardır.
   Yaşadığımız sevinçler bitmemiştir artık vapur keyfinin yanına İDO adındaki uçan tekne de eklenmiştir.İstanbul-Armutlu seferlerini jet hızıyla yaparız ama malesef depremin etkisiyle bu araçlarda cenazelerin de taşındığını görürüz ve çocukluğumuzun en ağır tramvasını böyle yaşarken bizleri hayattan izole etmeyen anne ve babalarımız sayesinde ölümün gerçekliği ile birlikte paylaşmanın ve vicdanın önemini kavrarız.
   Artık lise yıllarına dönersek 90'lardaki her çocuğun liseden mezun olmadan önce gördüğü en son sevinç dolu düş yepyeni 2.kuşak yeşil otobüslerimizdir.Son derece kaliteli kliması olan ve çizilse dahi şoföründen hesap sorunan teknoloji harikası engelli dostu araçlar gelmiştir ama bizim kaldırımlarımız ve duraklarımız buna hazır değildir.Tabi toplumsal olarak da hazır değilizdir.Koltuk sayısının azlığı ve klimanın heyecanı ile zaten tek sıra olamayan ergenler iyice karga tulumba araca binmeye çabalarız.Arkadaşlarla toplanıp taksime giderken klimalı otobüse bincez diye az mı Eminönü-Kurtuluş hattını işgal ettik :) Hem boş hat hemde Kabataş üstünden gezintiyle kaç otobüs böyle bir konfor sağlarki ?
   Birden seçim zamanı yaklaşır herkesin bir projesi vardır ama birileri daha hızlı davraır ve tüm öğrencilerle işçiler METROBÜS ile tanışır.Aman Ya Rabb o nasıl bir alettir.Tekerlekleri 360 derece dönecek denilir, kendi yolu ve trafiksizliği ünlenir.Anam o da nedir ? Bildiğimiz klimalı yeşillerimizin körüklüleri metrobüs olmuştur.Şaşırız, üzülürüz ama hayret etmeyiz sonrasında yeni yepyeni metrobüsler getirilir.Hatta o kadar özümserizki altında bir sebep ararız sonunda da anlarız arkasında şark köşesi vardır.Büyüklerimiz farkeder ve son nesil en uzun en konforlu metrobüslerimizin şark köşesi muazzam geniştir.Hatta çocukların duvarda oturmayı sevdiğini bildikleri için lastik çıkıntıları duvar gibi yapılır ve bizler mutlulukla orda oturmayı koltuğa yeğleriz.
   Artık yıl 2012 olur akbilin zirve fiyata ulaştığı aylığın 200 basım olduğu gerçeğini kabullendiğimiz ve dilim varmasa elim basmasa da aktarmanın ücretli olduğu metrobüsünse taksi fiyatıyla yarıştığı zamanda eflatun otobüslerimz gelir halk otobüslerinin aksine muavinsiz ve kibar şoförlerle karşılaştığımız klimalı, otomatk vites ve tabiki oturak sayısının minimum olduğu icattır.Daha ne olabilirki deyip rahatımıza bakarken muavinler yok olur gider o arkadaki boşluğu artık kim görecek derken şoför abiler özel bir eğitimle boş yeri görebilme kaabiliyetine kavuşurlar.

   Derken yepyeni metro ve tramvay projeleriyle şaşırır hayret eder.Hatta geçmişteki otobüsleri anımsar duygulanırız.Sonra oturur baba ve annemizle konuşur ve troleybus denen elektrikli otobüsleri öğrenir ve nostaljik tramvayın aslında ulaştırmaya yaradığını anlar ve daha eski ne kadarına dönebilir diye düşünürüz.

Günün anlam ve önemine de binaen Hepimizin Kurban Bayramı nice mutlu günler gördüğümüz ve kardeşliğin paylaşmanın farkına vardığımız günleri başlatması dileğiyle diyor ve iyi tatiller diliyoruz.

21 Ekim 2012 Pazar

Fordus Magandus


   Öğrencilik cidden zor helede avrupa yakasından anadolu yakasına yolculuk ediyorsanız başına çok ilginç olaylar gelebilir, bazen eğlenebilirsiniz bazende içinizde ufak da olsa şaşkınlık ve korku olabilir.Bütün metrobüs aktarmalı otobüslerin dolu gelmesiyle beraber umudumu kestiğim anda bir otobüs geldi açıkcası orta kapıdan binsemde otobüse binmiş oldum.
   Nefes alacak yerler ararken cam açtırmak hayaldi; çünkü hava acayip derecede soğuktu.Orta kapıdan bir kaç yolcu alıp indirdikten sonra bir adam avına saldırmak üzere olan bir aslan gibi kükreyerek arkasındaki lise talebesine "Yeter  artık ulan senin ağzına elimin tersiyle çarparım yaslama ulan!" dedi.Hepimiz şaşkınlıkla izledik ama anlam da veremedik neden bir liseli bir orta yaşlı adamın arkasına yaslansınki ?
   Hemen arkadan bir amca karşı tepki koyarak çocuğun yanını tuttu.O an işe "insanlık ölmedi" dedim içimden.Meğersem çocuğun babasıymış ve yanındaki bayan da annesiymiş.Ordaki yaşanan gerginliğin ardından önden bir abimiz zaten iri ve heybetli olmasının avantajıyla isyan ederek uykusundan uyandı ve : " Kardeşim koca adamsın çocuk bu kadar karı kızın arasında sana mı yasalanacak be akıllı ol az " dedi.Tabi amaç çocuğu korumak mı yoksa çocuğa git onların arkasında diyerek bir yol gösterme miydi bunu sizlere bırakıyorum.
   Hikayemiz bu kadar ama üzülmeyin metrobüslerde sık sık başınıza geliyordur hanımlar; fakat anlamadığım şey ise bizlerde metrobüste balık istifi olup ter kokularının arasında boğulmamıza rağmen çoğu zaman ses çıkarmayız.Hanımlara sesleniyorum fordçuları dışlayın haklısınız ama öğrencilerinde tutunmaya çalıştığı demirlerden başka bir yere tutunmasını rica ederken düşünün hemde iki kez.Ya yanınıza deodarant parfüm kokulu bir genç yerine koltuk arası ve ter kokulu birinin arkanızda bitmiş olsaydı ne yapacaktınız ? Korkudan temkinli temkinli uzaklaşmaya çalışacaktınız.
   Bu arada metrobüsün de yeni reklamlarını beklemekteyiz.Son reklamdan sonra öğle vaktinde tenha olduğu söylendi bu ulaşım aracının ama size bir haber vereyim bizler her saat içinde metrobüs yolculuğu yapan insanlarız ve son durak dışında oturma imkanınız da asla yok.Belirtmeme gerek yoktu galiba ama yine de söylemek geldi içimden, son durakta da binmek için olimpiyatlardaki atler gibi mücadele ettiğimizi de unutmayalım.Bundan sonra olimpiyat oyunlarına toplu taşımaya binme müsabakalarının dahil edilmesini bekliyoruz ve gereken çalışmaların da yapılacağına inanmaktayız.


Hayrettin ile veda etmek istedik umarım ayıp etmedik :)

18 Ekim 2012 Perşembe

Otobüs Bulantı Yapar


   İnsanların hergün kalkıp uykusunun en güzel yerinde fakülteye veya işe gitmesi ciddi manada ızdırap olabiliyor.Yorucu bir günün ardından uyanmaya yakın tatlı uykunun sıcak yatağın cazibesini inkar edebilecek birileri yoktur herhalde.Eklemem gereken bir not varsa eğer o sıcak yuvada bir de yarin teni varsa kim kalkıp gitmek isterki ?
   Günün en işlek saatinden hemen sonra yollar biraz açıldığında ve yolcu sayısının azalmış olduğu bir vakitte fakültenin yolunu tuttum tabi yakıcı güneşten bahsetmeye bile lüzum görmedim; zaten malum kış yerine bahar yaşayıp yaza geçiyoruz artık.Gelen aracın hattını beğenmesemde derse yetişebilmek adına bindim zaten Ö.H.O olmasından dolayı da kliması açık değildi.Başlarda dikkatimi çekmeyen ama hikayenin temeleni oluşturan kişiliği de gözucuyla gördüm aslında.10-12 durak rahatça ilerledikten sonra ve iş hayatındaki önemli görevlerini koltuk arası kokularıyla ilerleten abilerin arasında mikropla yaşamanın da ne demek olduğunu iyiden iyiye anlamaya başlamıştımki trafik olmayan yolda açık camlardan içeriye ruhu okşayan hafif bir esinti girdi ve rahatlıkla nefes alınabilir bir ortam yakalandı ama erken davrandığımı da anladım.Balık isitifi konumuna gelmeyi başardığımızda ineceğim durağa 3 durak kalmıştı ve hastane durağına da 4 fakat bunu 7-8 yaşlarındaki bir çocuğa anlatmak imkansızdır.Arkadaya doğru baktım ve çocuğun adeta babasını azarladığını gördüm nedendir acaba dememe kalmadan küçüğüm kusmaya başladı şans eseri kapı aralığına kusmuştu ama içerideki mükemmel koku şoförün burnuna gittiğinde en tabii tepkisini vermek istedi, duruma isyan etmeyi: "Yavv kardeşim madem kusacan sağa çek dieecen.La bu nedir bu arabayla daha serviste atılmaz.Cüzdana tecavüz ediyonuuuzz lo.".Herkes bir kavganın çıkacağı konusunda hemfikirdi ama değerli ve sorumsuz babamız bunun yerine oğluna kusmamasını öğretebilmek adına 2-3 tokat şaklattı ve kusma durdu.
   İndikten sonra biraz mizahi ama özünde ilginç bulduğum bu olayı paylaşmak istedim.Toplumsal olarak refleks şeklindeki şartlı koşullanmalarımız ailelerimizdeki eğitimden itibaren başlıyor ve bir çocuğa kusmamasını bile böyle öğretiyoruz.

14 Ekim 2012 Pazar

Taksim Otobüsü


   İki kafadar 14 Ekim 2012 tarihindeki Sahaf Festivalinin son gününe gitmeye karar verdik ve pazar günümüzü değerlendirelim dedik.Düştük yollara, önce semt pazarına rastladık korkunç bir trafik vardı caddede ama giden araçlardan değil kaçak park yapanlardan.
   Caddenin karşında durağa bir bakış attık olağanüstü derecede kalabalıklaşmıştı.Şaşırdık.Varoşlarda bu kadar yolcu ne bekler diye ama Taksim Hattını görünce sevindik, koştura koştura yakaladık otobüsü ve bindik.İçersi tabiri caizse "balık istifi" olmuştu.Özel Halk Otobüsü olması vesilesiyle de kliması ya bozuktu ya da şoför amcamız işin pintiliğindeydi.Her neyse yolu yarıladık, kendi muazzam ter kokumuz yetmezmiş gibi diğer yolcuların da kokularını özümsedik ve ciğerlerimizi açtık.Sanırım artık karbondioksit  solunumu yapabilir raddeye geldik.Şoför amcamız zaten her yerde bir boşluk görmesi yetmezmiş gibi arkadaşının birine rastladı ve artık koyu bir sohbette başladı otobüste.E bizde sohbet etmiyor değildik ama amcamız naklen yayına geçmişti.
   Son 15 durak kaldığını İ.E.T.T teknolojik devriminin ölçüsü akıllı bilgisayardan öğrendik.Zaten sahile paralel gittiğimiz için tatlı bir yolculuk havasına girmiştik(Haliç Kenarında yolculuktaydık ama eminim otobüsten daha az kokuyordur.).Herneyse genç bir arkadaş üç tane taksim otobüsünün arka arkaya dizilmesinden heyecanlanmış olsa gerekki hangisine bineceğini kestiremedi ve en sonunda en kalabalık ve kokulu otobüsü seçerek hayatının seçiminde bulundu.Evet bizim otobüsü seçmişti ama şoför amcamızın başka planları vardı :"Seni zibidi ...koduğumun...cuğu" deyip kapıyı kapattı ve derhal yoluna devam etti.Şaşırmıştık desem yalan olur ama bu kadar da ağır bir tepki vereceğini cidden düşünmedik arkadaşımla beraber gülmeye başladık.
   Herhalde oldukça eğlenmiş olmayızki arkadaşımın bir anda yüz ifadesi değişti sanki başına korkunç birşey gelmişti, bir türlü anlam veremedim ama anlamam da uzun sürmedi.Arkasındaki Aile Reisi amcamız yol alabilmek adına dostumu mıncıklamıştı ve bu bir telaş yaratmıştı.Derdini anlayamadık az daha onun bir "Fordcu" olduğunu bile düşünecekken : "incez biz ya" diye haykırması bütün soruna özetle bir cevap vermişti.Her neyse otobüste güzel ve güvenli bir yere yaklaşmıştık zaten festival alanına da çok kalmamıştı ve keyifliydik.İnmemiz gereken durağa yaklaştık ve indik tabi biraz zorlandık kapıdaki yolcular sağolsunlar bizlerle yakın temas kurmaya istekliydiler.
   Festival alanına geldiğimizde çok umutluyduk birçok kitap sorduk ve arkadaşlarımızı arayıp kitap tavsiyleri aldık ama maalesef herşey için çok geç kalmıştık.Anarşizmin buram buram koktuğu bir sahafa uğradık son bir umutla kitapların isimlerini sorduk ama onun cevabı tokat niteliğindeydi : "Bugüne kadar aklınız nerdeydi ?...Olum o kitapları artık bulamazsınız gidin satın alın..."dedi.
   Arkadaşımla minibüse atlayıp eve döndük çünkü bir otobüs yolculuğunu daha kaldırmamızın mümkanatı yoktu ve bugünden en anlamlı dersi edinmiştik.Otobüse bineceksen herşeye hazırlıklı ol ve Sahaf Festivaline asla son gün gitme...